Göçün hem göç edenlere hem de yerli halklara yönelik olası olumsuz etkilerini en aza indirmenin yolu göç edenleri en hızlı biçimde yeni ülkelerine entegre etmektir. Dil, eğitim ve çalışmayla başlayacak süreç sosyal uyumlaştırmayla devam eder. Ancak Türkiye’nin herhangi bir göç politikası ya da göçmen entegrasyon çalışmasının olmadığını biliyoruz. Asimilasyona karşı gelişen çokkültürlülük ve diaspora kavramları henüz teorik düzeyde. Görünen ve bilinen bir entegrasyon çalışması henüz yok. Durdurulamayan bir akına dönüşen göç, uluslararası pazarlık konusundan öteye geçmiş değil. Doğu ve güneydoğu sınırlarının davetkâr biçimde açılması ve sayısal olarak fazla olduğu görülen erkek göçmenlerin kaçak ve düzensiz biçimde tüm ülkeye dağılması entegrasyonu imkânsız hale getirirken iktidarın bu ‘başıboş ‘kitleye tutunmasının önemli siyasi hesaplara dayandığı çok açık.
Göçmenlerin Erdoğan sempatisini, daha iyi bir ifadeyle hayranlığını ise ilk olarak ümmetçilikle açıklamak mümkün. Din ve mezhep birliğinin dayanışması olarak gördükleri süreç, onlar için siyasi sınırların zaten olmadığı bir İslam birliği mücadelesi. Bu bakımdan doğal lider olarak gördükleri Erdoğan onlar için koruyucu bir güç demek.
Ayrıca göç sonrası başka hiçbir iktidarı ve lideri tanımamış olmaları ve hepsinin ikna olduğu ‘Erdoğan giderse bizi yaşatmazlar ‘fikri adeta bir kader ortaklığına dönüşmüş durumda. Bu bakımdan da göç meselesini Erdoğan’a bağlayan muhaliflerin Erdoğan antipatisinin simgeleştiği alanlardan biri haline gelen göçmenlik bu haliyle de kaçınılmaz bir kutuplaşma alanı. Birinci sınıf yurttaşlığın avantaj sağladığı çatışma, sokakta, okulda, hastanede kısacası her yerde yaşanıyor ve yaşanmaya devam edecek.
Konut, iş ve güvenlik krizine dönüşen göçmenlik bugünlerde seçim ajandasının en üstünde duruyor. Milliyetçi oylar uğruna feda edilecek hayatlar bir yanda tek kelime Türkçe bilmeyen ve herhangi bir yasal dayanağı olmadan vatandaş olanlar diğer yanda.
Seçim sonucunu belirleyecek sayıda yeni seçmen olup olmadığını bilmemek dahi seçimi yasadışı hale getirmeye yeterliyken mevcut iktidarın seçimi kazanması halinde seçim yok hükmünde sayılacak mıdır ya da muhalefet seçimi kazanması halinde vadettiği kontrollü geri göndermenin sosyal ve hukuksal açmazlarını şimdiden hesaplamış mıdır, bilmiyoruz. Şimdilik bildiğimiz önümüzdeki 10 senenin gündeminin göçmenler olacağı.
Bir hafta sonra ülkenin yönetimine hak kazananların entegrasyon ve kontrollü geri gönderme üzerine çok yoğun ve çok hızlı çalışmaya başlaması gerek, tabii ağır enflasyonu, işsizliği, adaletsizliği ve siyasi krizleri aşabilirlerse.
Av. Seda ALÇINAR

Yorum bırakın